İnsan Hapishanededir

İnsan Hapishanededir

P.D. Ouspensky

Bir defasında Gurdjieff şöyle dedi: “Sen kendi durumunun farkında değilsin. Hapishanedesin. Bütün dileğin, eğer akıllı bir kimseysen, kaçmak olmalıdır. Fakat nasıl kaçılabilir? Duvarın altından bir tünel kazmak gereklidir. İnsan, tek başına hiçbir şey yapamaz. Fakat farz edelim ki, on veya yirmi kişi mevcut. Eğer sıra ile çalışırlarsa ve biri diğerini tamamlarsa tüneli kazmayı bitirir ve kaçabilirler.”

“Dahası, hiç kimse, evvelce kaçmış kimselerin yardımları olmaksızın kaçamaz. Bu kimseler sadece, nereden kaçılabileceğini söyleyebilir ve alet edevat veya ne gerekliyse onu gönderebilirler. Fakat sadece bir mahkûm, bu kişileri, kendi başına bulup da onlarla irtibata geçemez. Organizasyon elzemdir. Organizasyonsuz hiçbir şey başarılamaz.”
G. konuşmalarında, sonraları, bu “hapishane” ve “hapishaneden kaçma” örneklerine sık sık yer vermeye başladı. Bazen bununla başlar, sonra, çok kullandığı hapishanedeki insanın, herhangi bir zamanda kaçma şansı olduğunda, önce, hapishanede bulunduğunu fark etmesi gerektiği ifadesine yer verirdi. İnsan, bunu fark etmediği, kendisinin özgür olduğunu kabul ettiği müddetçe, hiç kurtulma şansı yoktu. Hiç kimse ona, iradesi haricinde ve arzularına aykırı olarak zorla yardımda bulunamaz, onu özgürlüğe kavuşturamazdı. Eğer özgürlüğe kavuşma mümkünse, bu ancak büyük bir çalışma ve büyük çabalar sonucunda, her şeyin üstünde olmak üzere de, belirli bir amaca yönelik şuurlu çabalar sonucunda gerçekleşebilirdi.

İNSAN UYUMAKTADIR

Uyku fikrinde yeni olan hiçbir şey yoktur. Aşağı yukarı dünyanın yaratılışından beri, insanlara uykuda oldukları ve uyanmaları gerektiği söylenmiştir. Örneğin, İnciller’de bu, kaç kere tekrarlanmıştır: ‘Uyan’, ‘izle’, ‘uyuma’. Hz. İsa, Gethsemane bahçesinde son defa dua ederken bile havarileri uykuya daldı. Her şey ortadadır. Fakat insan, bunu anlıyor mu? İnsanlar, bunu basitçe, bir konuşma biçimi, bir ifade tarzı, bir mecaz olarak kabul etmektedirler. Bunu, olduğu gibi kabul etmenin gerekli olduğunu anlamada başarısızlığa uğramaktadırlar. Nedenini anlamak kolaydır. Bunu olduğu gibi anlamak için, biraz uyanmak veya en azından uyanmaya çalışmak gereklidir. Size ciddi olarak ifade edeyim ki, İnciller’de niçin uyku hakkında hiçbir şey söylenmediği bana birçok defalar soruldu. Hemen her sayfada bundan söz edildiği halde. Bu durum basitçe, insanların, İnciller’i uyku içerisinde okuduklarını gösterir. İnsan, derin bir şekilde uyuduğu ve tamamen düşler içinde bulunduğu sürece, uykuda olduğu gerçeği hakkında dahi düşünemez. Uykuda bulunduğunu düşünseydi uyanırdı. Bundan böyle her şey olduğu gibi devam etmektedir. Ve insanlar, bu uyku yüzünden neler kaybettikleri hakkında en küçük bir fikir sahibi bile değillerdir. Halen söylemiş olduğum gibi, bu düzeni içinde, yani doğanın onu yarattığı durumda bulunmakla insan, sübjektif şuurlu bir varlık haline gelebilir. O, böyle yaratılmış, böyle doğmuştur. Fakat uyumakta olan insanlar arasında doğmuştur ve tabii ki, kendisi hakkında şuurlanmaya başlaması gerektiği tam o anda, onların arasında uykuya dalar. Bunda her şeyin rolü vardır: Yaşlı insanların çocuk tarafından elde olmadan taklit edilmeleri, istemli ve istemsiz telkinler ve ‘eğitim’ adı verilen şey. Çocuktan gelecek her uyanma hareketi, derhal durdurulmaktadır. Bu, kaçınılmazdır. Ve daha ileride, binlerce uyumaya zorlayan alışkanlık yığıldığında, uyanmak için pek çok çaba ve büyük çapta yardım gerekli olur. Ve bu pek ender cereyan eder. Çoğu defa, insan, henüz daha çocukken uyanma imkanını kaybeder; bütün hayatını uykuda geçirir ve ölür. Dahası, birçok insan, fizik bedeninin ölümünden çok önce ölür. Fakat böyle durumlardan daha sonra söz edeceğiz.”

İNSAN DIŞ TESİRLERİN YÖNETTİĞİ BİR MAKİNEDİR

Bir defasında, G. ile konuşuyordum. Kısa bir süre önce bulunduğum Londra’dan, büyük Avrupa şehirlerinde yer alan korkunç makineleşmeden ve bunlarsız, belki de içlerinde yaşamamız, çalışmamız mümkün olmayan bu devasa ve hızla dönen “mekanik oyuncaklardan”, yani o şehirlerden söz ediyordum.
“İnsanlar makinelere dönüşüyorlar.” dedim. “Ve şüphe yok ki, bazen mükemmel birer makine oluyorlar. Fakat düşünebileceklerine inanmıyorum. Eğer düşünmeye çalışsalardı, böylesine mükemmel birer makine olamazlardı.” diye devam ettim.
G. “Evet,” dedi. “Bu doğru, ama kısmen doğru. Öncelikle, bu, çalışmalarında hangi aklı kullandıklarına bağlıdır. Eğer uygun aklı kullanırlarsa makinelerle ilgili tüm çalışmaları içerisinde daha da iyi düşünebileceklerdir. Fakat, tekrar edeyim, uygun akıl ile düşünebilirlerse…”
G.’nin “uygun akıl” ile neyi kastettiğini ancak çok sonra anladım.
“Ve sonra,” diye devam etti. “Sözünü ettiğim makineleşme hiç tehlikeli değildir. Makinelerle çalışırken de, bir insan, insan (bu kelimenin üzerine basarak söyledi) olabilir. Çok daha tehlikeli olan diğer bir çeşit makineleşme vardır: İnsanın kendisinin makine haline gelmesi. Bütün insanların makineler oldukları gerçeği hakkında hiç düşündün mü?”
“Evet,” dedim. “Bilimsel görüş açısından bütün insanlar, dış tesirler tarafından yönetilen makinelerdir. Fakat sorun, bu görüş açısının tümüyle kabul edilip edilemeyeceğidir.”
“Bilimsel veya bilim dışı, benim için hepsi de aynı,” diye cevap verdi. “Benim ne söylediğimi anlamanı istiyorum. Bak, bütün bu gördüğün insanlar, (sokağı işaret etti) sadece makinedirler, fazlası değil.”
“Sanırım ne demek istediğinizi anlıyorum.” dedim. “Ve bu dünyada, bu biçimdeki bir makineleşmeye karşı koyabilecek, kendi yolunu seçebilecek ne kadar az şeyin var olduğunu sık sık düşünmüşümdür.”
“İşte, en büyük yanlışlığı bu noktada yapıyorsun. Kendi yolunu seçen ve makineleşmeye karşı koyabilecek bazı şeylerin var olduklarını düşünüyorsun. Her şeyin aynı derecede mekanik olmadığını sanıyorsun,” dedi, G.
“Pek tabii ki, hayır. Sanat, şiir, düşünce tamamen farklı bir düzene ait olaylardır.” dedim.
“Tam anlamıyla aynı düzene aittirler. Bütün bu faaliyetler de, diğer her şey gibi mekaniktir. İnsanlar birer makinedir ve makinelerden, mekanik davranışlar dışında hiçbir şey beklenemez,” dedi G.
“Çok iyi ama makine olmayan insanlar yok mudur?” diye sordum.
“Olabilir ki, vardır ama senin gördüğün insanlar değil. Ve sen onları tanımıyorsun. İşte anlamanı istediğim budur.” diye cevapladı.
Bu noktada çok ısrar etmesinin oldukça garip olduğunu düşündüm. Söyledikleri bana çok açık ve münakaşa götürmez olarak gözüktü. Bununla beraber, böyle kısa ve her şeyi kapsayan ifadelere hiçbir zaman ısınamamıştım. Böyle ifadeler, hiçbir zaman, fark noktalarını nazarı itibara almazlar. Diğer taraftan, farkların son derece önemli olduğu şeyleri anlamak için, öncelikle farklılaştıkları noktaları görmenin gerektiği fikrini daima korumuştum. Bundan dolayı çok soyut hale getirmeden ve istisnalara yer vermek koşuluyla, çok tabii gözüken bir fikir üzerinde G.’nin ısrar etmesi bana garip gelmişti.
“İnsanlar, birbirlerine o derecede benzemezler ki, hepsini aynı başlık altında toplamak olanak dışıdır. Vahşiler var, makineleşmiş insanlar var, entelektüeller var, nihayet dahiler var.” diye konuşmaya devam ettim.
“Çok doğru,” diye cevapladı. “İnsanlar birbirine hiç benzemezler, ama insanlar arasındaki farkı sen bilmiyorsun ve göremiyorsun. Senin sözünü ettiğin fark mevcut değil. Bu, anlaşılmalıdır. Gördüğün bütün insanlar, tanıyabileceğin bütün insanlar, makinedirler; senin de dediğin gibi, sadece dış tesirlerin gücü altında çalışan gerçek makineler… Makine olarak doğar, makine olarak ölürler. Vahşiler ve entelektüeller buraya nasıl dahil oluyorlar? Şu anda, biz konuşurken bile, birkaç milyon makine birbirini yok etmeye çalışıyor. Bunlar arasındaki fark nedir? Vahşiler nerede, entelektüeller nerede? Hepsi, birbirinin aynı.”
“Fakat makine olmaktan kurtulma imkanı vardır. Biz, bunun hakkında düşünmeliyiz, farklı çeşitleri bulunan makineler hakkında değil. Tabii ki, farklı makineler vardır; bir otomobil de, bir gramofon da, bir silah da makinedir. Ne fark eder? Hepsi aynıdır; hepsi makinedir.”
Bu konuşmamızla ilgili olarak diğer konuşmamızı hatırlıyorum.
“Modern psikoloji hakkındaki düşünceniz nedir?” diye sormuştum. Bunu sorarken de, ortaya çıktığı andan itibaren güvenmediğim psikoanaliz konusunu gündeme getirmek amacını gütmüştüm. Fakat G., fazla ilerlememe izin vermedi.
“Psikolojiden söz etmeden, kime ait olduğunu, kime ait olmadığını bilmeliyiz.” diye söze başladı. “Psikoloji insanlara aittir. Makinelerle ilgili ne psikolojisi (bu kelimeyi basarak söyledi) olabilir? Makinelerin incelenmesi için psikoloji değil, mekanik bilimi gereklidir. İşte bu nedenle mekanik ile işe başlıyoruz. Psikolojiye ulaşmak için çok mesafe katetmek gerekiyor.” diye devam etti.

P.D. Ouspensky’nin “İnsanın Gerçeği Kendini Bilmek” adlı eserinden alınmıştır.