Zaman

Zaman: Fizik İçin Bir Meydan Okuma mı?

Michael Friedjung

Bu makale zamanın, geleceğin fizik bilimi diyebileceğimiz şey için önemli bir ipucunu barındırabileceğini belirtmek amacıyla yazılmıştır. Zamanın radikal ve farklı bir yaklaşıma ihtiyaç duyduğunu ima eden yapısı, oldukça paradoksal ve bugünün kavramları bağlamında kavranılması çok zor görünmektedir. İnsanın zamanı deneyimleyişi, çözüm için yol gösterebilir.

Birçok düşünür yüzlerce yıl boyunca zamanın yapısı karşısında şaşkın kalmıştır. Asıl problem, zamanın durgun halde olmayan ve geçmişten geleceğe doğru “kayıp giden” bir şimdiyle birlikte geçmiş, şimdi ve gelecekten meydana gelmesidir. Örneğin 2. yüzyıl Romalı filozof-imparator Marcus Aurelius, zamanı akan bir ırmakla karşılaştırmışır. Aziz Augustine “geçmişin şimdisi”, “şimdinin şimdisi” ve “geleceğin şimdisi” dediği şeyleri ruh varlığının algılamaları olarak düşünmüştür. Bu görüş, Bergson gibi modern filozoflar tarafından sürdürülmüştür. Einstein zaman probleminin kendisini ciddi olarak endişelendirdiğini, şimdinin insan için özel bir şey anlamına geldiğini, geçmiş ve geleceğin esasen farklı bir şey olduğunu ama bu önemli farkın fizikte meydana gelmediğini ve gelemediğini söylemiştir. Onun için zaman sadece bir yanılgıydı. Şimdilerde ise bazı çağdaş fizikçiler zamanın çeşitli görünümleriyle çok ilgilidirler. Bu paragraftaki alıntılar, Fransa’da bu konuda basılan iki yeni kitaptandır.

Problemin ne olduğunu daha açıkça görebilmek için, son dört asır fiziğinin yapısını kısaca gözden geçirelim. Fizik; hepsi de zamanın mekan ve mekanımsı kavramlarının terimleriyle anlaşılabilir olan, ölçülebilir fenomenlerle ilgilenmektedir. Zamanın mekanımsı görünemlerinden kastım, sanki sadece dördüncü bir boyutmuşçasına, çeşitli saatler tarafından ölçülebilir olan şeylerdir. Ölçüm çubuklarının mekanı ölçmesi gibi, saatler de zaman ölçmektedir. Günümüz fiziğinde alet ve çeşitli fiziksel fenomenler arasındaki karşılıklı etkileşimleri ölçen karmaşık aletlere sahibiz. Eğer bütün fiziksel fenomenler önceden belirlenmişlerse, uzam ve zaman arasında hiçbir temel fark yok demektir. Fiziğin mekanımsı tabiatı; kütle ve gücün cisimlerin hareketleriyle ilgili olarak tanımlandıkları Newton’un hareket yasalarında oldukça açıktır. Mekan ve zaman Newton için mutlaktı; zaman dışsal olan hiçbir şeyle ilişkisi olmayan değişmez şekilde akmaktaydı. Özel ve genel görecelilikte (rölativite) zaman artık mutlak değildir ve her sistem kendi zamanına sahiptir.

Kuantum teorisinde, kişi zamandaki olayların ihtimallerinin deterministik evrimiyle ilgilidir; dahası, zaman gibi şeylerin ölçümlerinin doğruluğunda bir sınır vardır. Kuantum alemi ve bizim içinde yaşadığımız dünya arasındaki bağlantı çok tartışılmaktadır; ihtimallerin farklı olasılıklarla birlikte gerçekleştirilmesi, “dalga fonksiyonu çöküsü” denilen şey vasıtasıyla kararlaştırılır.
Zamanın birçok tartışmalara sahip olan ilk mekanımsı olmama özelliği, onun bir yönde akması veya söylendiği gibi onun bir oka sahip olmasıdır. Bu durum, bir film geri oynatıldığında ve imkansız şeyler meydana geldiğinde oldukça açıktır. Kırılmış bir fincanın parçaları kendiliklerinden masanın üstüne yükselir ve bir araya gelirler, bir yangından zarar görmemiş bir ev çıkar, ölülerden insan bedenleri yükselip yürür ve kişi eğer yeterince uzun süre beklerse, annelerinin rahmine giren bebekler haline gelir. Daha sakin bir manzarada ise sıcaklığı değişmez şekilde olan bir ortamda sıcaklık farkları ortaya çıkacaktır. Fiziğin dilinde termodinamiğin ikinci kanunu geçerlidir; yani, izole edilmiş bir sistemin düzensizliğini ölçen entropinin artması doğrudur. Böyle bir sistemin moleküllerinin konumları ve hareketleri daha muhtemel hallere doğru evrim geçirir. Bu vaziyet, ünlü Fransız matematikçisi Poincare’in teorisine göre paradoksal görünmektedir, çünki eğer klasik fizik çerçevesinde bir kimse izole edilmiş sonlu bir sistemde yeterince uzun beklerse, öncekilerle neredeyse tamamen özdeş olan olaylar ortaya çıkacaktır. Bununla birlikte zamanın yönsel özelliği, günümüz paradigmalarının değişimi olmadan açıklanabilir görünmektedir. Bugünkü çağdaş kozmolojinin sonuçlarına göre evren, sonlu ve izole edilmiş bir sistem değildir. Evrenin yaşı sonsuz değildir ve çok yoğun bir halden beri genişlemektedir, böylece benzer olaylar yeniden meydana gelemez.

Durum geçmiş, şimdi ve gelecekle birlikte olan zaman için çok daha zor olmaktadır. Fizikteki hiçbir şey zamanın bu üç unsurunu ayırmamaktadır. İnsanın zaman deneyiminin ne olduğuna daha yakından bakalım. Bir insan gelecekteki olayları belirlemek için şimdiden itibaren faaliyet gösterir; karanlık ve önceden belirlenemez bir geleceğe tesir etmeye çabalamak için iradesini çalıştırır. İnsanın yaşadığı bu önceden bilinemezlik deneyimi bugünkü bilimin sonuçlarıyla uyuşur; dünyadaki fenomenlerin birçoğu “kaos”u içermektedir, yani, onların gelişimi belirli bir zamandaki kesin fiziksel koşullara karşı aşırı hassastır. Bu sebepten dolayı hava tahminleri birkaç haftadan daha uzun zaman için yapılamazlar. Kaotik koşullar insan beyni ve insan kalbi de dahil olmak üzere canlı organizmalarda daha önemli bir rol oynuyor gibidirler. Bir insan sadece tatmin olma veya tatmin olmama, mutluluk veya mutsuzluk, iyi olma veya şiddetli ıstırap vs. hislerine sahip olduğunda, geleceğe tesir etme olasılığı şimdide ölmektedir. Geçmişte bunların hepsi ölü ve katıdır, insan geçmişi bilir ve onun hakkında düşünebilir. Bir taraftan gelecek, şimdi ve geçmiş arasındaki böyle bir ilişki ve diğer taraftan insan ruhunun isteme, hissetme ve düşünme kabiliyeti Avusturyalı filozof ve ruhsal öğretmen Rudolf Steiner tarafından belirtilmişti. Zamanı tam olarak anlamak için sadece insan varlıklarının yeteneklerinden değil, ruhun yeteneklerinden başlamamız gerekiyor gibi görünmektedir.

Ruhun yeteneklerinin, insan varlığının ruhsal gelişiminde mekan ve zamanın dışına giden bir yol olarak anlaşılabilecek inisiyasyona sevk edici, elzem bir rolü olduğu eklenebilir. Rudolf Steiner’e göre normal yaşamda genelde iyi koordine edilebilir olan bu üç yetenek, belirli bir seviyede ayrışma eğilimindedirler. Eğer ruhu arayan kimse bu fenomene hakim olmak için önceden yeterli içsel güç elde edememişse, bu deneyime korku, şüphe ve nefret eşlik edebilir. Biz bunu belirli halüsinojen haplar alındıktan sonra meydana gelen şeylerle ilişkilendirebiliriz, kişi hazırlık olmadan kısmen benzer deneyimler yaşar. Meskalin alındıktan sonra olanlar hakkında tahminen ellili yıllarda bir İngiliz gazetesinde bir makale okuduğumu hatırlıyorum. Olayların zaman içindeki düzeninin algılanışı bozuluyordu.

Bu makalemizde üç çeşit zaman üstünde durduk. Önceden belirlenmiş olayların mekanımsı zamanı, bilinebilir geçmişe benzeyen bir zamandır. Bir ok gibi olan zaman, hem uzak bir geçmiş hem de uzak bir geleceğe sahiptir. Evrendeki bütün fenomenlerin zamanın içinde meydana gelmediğine dikkat edilmelidir. Bizler “Eflatuncu” olabilir ve matematiği de kapsayan saf ideaların ebedi olduğunu görebiliriz. Eğer bu ebedi şeyler mevcut olmasaydı, alemi anlamak bizin için imkansız olurdu.

Ruhun üç yeteneği olan isteme, hissetme ve düşünme; faaliyet gösterme becerisinin, bir varlık için bir halde bulunmanın arzulanabilirliğinin ve bir miktar bilginin metamorfozları (başkalaşımları) olarak düşünülebilirler. Network dergisinin 45. sayısında (Nisan 1991) çıkan “Modern Fizik ve Alemin Tabiatı” adlı makalede, Heisenberg’in kuantum mekaniğindeki belirsizlik prensibi için insan varlığından çok daha alt seviyede bulunan şuurlu varlıkların faaliyet gösterebilme, bilgi ve koşulları arzulama yetenekleri bağlamında bir yorum önerdim. Biz tıpkı zamanınkiler gibi, ruhun üç kabiliyetinin de çeşitli varlıkların yetenekleriyle ilişkilendirilebilen metamorfozları olduğunu düşünebiliriz. Gelecekte cevaplandırılmak üzere geriye kalan soru, ruhun üç kabiliyetinin metamorfozlarının, alemimizin diğer birçok unsurunu açıklayıp açıklamayacağıdır.