Kendini Gözlemek

Kendini Gözlemek

Oya Timurdoğan-

Şimdi insanlığın içinde bulunduğu durumda kendine yardımcı olacak, kendisini kurtaracak, hürriyetine kavuşturacak olan en önemli husus, kendini bilme, kendini tanıma meselesidir. Asırlardan beri insan, bu konudan sistematik olarak uzaklaşmıştır ve nereye gideceğinin, nereden geldiğinin farkında değildir. Yaşam amacının farkında değildir, ne yaptığının, niçin yaptığının, bunun sonucunda nelerle karşılaşabileceğinin sezgisinden oldukça uzaklaşmış durumdadır. Kendini tanımlamaya çalışan varlığın ilk yapacağı iş kendini gözlemlemeye başlamak olacaktır.

 

İNSAN KOMPLEKS BİR VARLIKTIR

İnsanı gözlemleyen bizler kendimizi nasıl tanımlamaktayız acaba? Hastalıklarda hekimlerin yaptığı gibi birtakım belirtilerden teşhisi nasıl koymaktayız? Kendi gözlemlerimizi nasıl değerlendirmekteyiz? Sadece dış yapı, fiziksel yapı olarak mı değerlendiriyoruz? Yoksa daha aşkın birtakım özelliklerimizin sezgisinde miyiz? 

İnsan varlık olarak, yapı itibarıyla çok kompleks özelliklere sahiptir. Sadece görünen fizik özelliklere değil, çok daha aşkın özelliklere sahip bir yapıdadır. Bizlerin kendimizi ve çevremizdeki kişileri dış özelliklerine, fizik niteliklerine göre değerlendirmek gibi bir alışkanlığımız var. Halbuki biraz daha derinlere inersek her varlığın kendine özgü niteliklere sahip olduğunu gözlemleyebiliriz. 

Kendini gözlemleme konusunda Gurdjieff insanı bir makine olarak adlandırmaktadır. Birtakım fiziksel yapılara sahip, ancak gerçek varlığından habersiz olarak yaşamını sürdürmektedir. İnsanlık tarihsel geçmişi boyunca birçok karmaşık makineler icat etmiş ve onların çalışması üzerinde çaba sarf etmiştir. Ancak kendi varlığı hakkında bilgi edinme konusunu gözardı etmiştir ve de etmektedir. Oysa kendisi şimdiye kadar icat ettiği makinelerden çok daha karmaşık bir yapıya sahiptir.

 

İNSANIN GELİŞİMİNDE DIŞ TESİRLERİN ETKİSİ BÜYÜKTÜR

Öz olarak mükemmel olan bizler yaşam çarkında çeşitli tesirlerle hemhal olup kendimizi şekillendirmekteyiz. İnsan, tesirler manzumesidir. Doğumuyla birlikte etki altında kaldığı tesirler onu şekillendirmiştir. Ancak bu şekillendirme yaşamı boyunca sürüp gidecek bir süreçtir. Bu şekillendirmede kişide en etkin olan unsurlar dış tesirlerdir. Dış tesirler kişinin dünya üzerindeki yaşamını şekillendirdiği gibi belli bir süre sonra yönlendirmektedir. Hiç farkına bile varmadan varlık özgürlüğünü yitirip dış tesirlerin etkisiyle hareket etmeye başlamaktadır. 

Kendimizi ve içinde yaşadığımız toplumu gözlemlediğimizde adeta dış tesirlerin yönettiği birer kukla gibi hareket ettiğimizi acı bir şekilde görmekteyiz. Çok farklı tesirler, kolaylıkla bizi kendi doğrultularında, kendi amaçlarında kullanmaya başlayabiliyorlar. 

Dış tesirler arasında toplumsal gelenek ve görenekler, moda, dinler, radyo, TV ve yayınlar yoluyla yapılan reklam ve şartlandırmalar vb. bulunmaktadır. Çocukluğumuzdan beri ailemizden ve toplumumuzdan aldığımız eğitim, çeşitli şartlandırmalar bizde birtakım otomatik hareketlere sebep olmuşlardır. Bu baskılı sistemi bizler normal kabul edip araştırma yoluna gitmiyoruz. Çünkü bu artık bize çok doğal geliyor. Halbuki biraz düşünürsek belki bazı şeyleri değiştirme yoluna gidebileceğiz. Her yapacağımız hareketi akıl ve vicdan kanalından geçirerek değerlendirmek bizim için en doğrusu olacaktır.

 

İNSAN DUYGULARIYLA HAREKET ETMEKTEDİR

Dış tesirlerin etkisiyle insan duygularıyla hareket etmektedir. Duygularımız bu dünya hayatımız için birer tecrübe aracıdır. Ancak bizler dünya üzerinde yaşarken duygularımızın araç olduğunun farkındalığına ulaşmadan onları amaç edinmiş durumda yaşamımızı sürdürmekteyiz. Yaşamımızı hedeflerimiz doğrultusunda sürdürebilmek için duygularımızı yönlendirmeyi öğrenmemiz gerekmektedir. Onların bizler için birer köstek değil, destek olmalarını sağlamak durumundayız. Duygu perdelerini birer birer aralamak bizim için doğru olandır. Duygularımızı aklımızı da devreye sokarak, içsel, aşkın sesimiz olan vicdanımızın sesini engellemeyecek şekilde kullanmak durumundayız.

 

İNSANIN ÖMRÜ ŞUUR UYKUSUNDA GEÇER

İşte insan dış tesirler, duygular gibi etkenlerle ömrünün büyük kısmını şuur uykusunda geçirir. Yaşamı boyunca her türlü işi yapar, ancak yaptığı işler yarı şuurlu veya şuursuz bir şekilde, otomatik tarzda yapılmaktadır. Yani yaşam tecrübeleri sırasında sadece gözleri görmektedir, aklını devreye sokmamaktadır. Böylece dünya üzerindeki tecrübeleri el yordamı ile yapılan tecrübeler olmaktadır. Zaman zaman yakaladığımız farkındalık halleri sırasında, “Bu olay neden böyle? Niçin var? Ben niçin bu olayla karşılaştım? Bu olayın bana getirdikleri nelerdir?” gibi sorular sorarak tecrübenin aslını anlamaya çalışırız. Burada önemli olan husus tecrübeyi fark edebilmektir.

Bütün hayat olayları bizim için birer tecrübedir. Ancak biz bunların hangisini fark edebiliyor veya hangisi ile bağlantı kurabiliyoruz? Bir günlük yaşantımızı gözden geçirdiğimizde, tecrübe olarak kabul ettiğimiz ve bunu fark edebildiğimiz veya onunla ilgi kurabildiğimiz anların oldukça az olduğunu fark edeceğiz. 

Bu konuda Sadıklar Planı Ruhsal Tebliğleri’nde aktarılanlar şöyledir:
“Hadiseleri müşahede ederken iki şeye dikkat ediniz: Biri, sizin dışınızdakiler üzerindeki tepki nedir? İkincisi, sizdeki tepki nedir? Hadiseleri müşahede ederken, kendinizde nasıl bir ihtiyaç hali mevcut olduğunu tespit ediniz. Karşı tarafta nasıl bir ihtiyaç hali olabilir tarzını tespit ediniz. Hadiseleri müşahede ederken, günlük probleminizin, genel durumunuzun ve özellikle vicdani ihtiyacınızın neler olduğunu tespit ediniz. Karşı taraf için de aynı şeyleri tespit etmeye çalışınız. Bunlar mühim noktalardır.”

 

KENDİNİ GÖZLEMEYE ADAY KİŞİNİN İZLENİMLERİ

Olayları gözlemeye çalışmak, bizlerin farkındalığı yaşamaya başladığımızı gösterir. Kendimizi gözlemlemeye başladığımız ve bu çaba içerisine girdiğimiz zaman neler fark ettiğimizi düşünecek olursak üç şey karşımıza çıkmaktadır. 

Öncelikle kendimizi hatırlamadığımızı gözlemleyebiliriz. Yani her an kendimizi gözlemlemeye çalışırsak çoğu anlarda bunun farkında olamadığımızı görebileceğiz. Bazı hareketlerin otomatik geçtiği, hiç farkında olmadan yaşandığı gözlemlenebilir. 

Gurdjieff, “Kendinizi gözlemlediğinizde kendi kendinizi hatırlamaya çalışınız.” demiş ve eklemiştir. “Eğer bir kimseye kendi kendini hatırlayıp hatırlamadığını sorarsanız, doğaldır ki, bunu yapabileceğini söyleyecektir. Ona kendi kendini hatırlayamadığını söylerseniz, size ya darılacak ya da sizin deli olduğunuzu düşünecektir. Hayatın, insan varlığının, insan körlüğünün bütünü bunun üzerine kurulmuştur. Eğer bir kimse gerçekten kendi kendini hatırlamadığını biliyorsa, o, artık kendi varlığını anlamaya yakınlaşmış demektir.”

İkincisi, zihnimizden ardı arkası kesilmeden akıp geçen ve çoğunlukla dikkatimizi dağıtan düşüncelerin, görüntülerin, bazı tartışmaların yankılarının kendimizi gözlemlememize engel olduğunu fark ederiz. İçsel konuşmalar da denilen bu beyin düşleri bizleri kontrol etmektedir. Örneğin kendini bilme çalışmasını otobüste yapmaya başladık. Nerede olduğumuzu fark etmeden bir bakarız ki istediğimiz durağa ulaşmışız. Bu zihnimizden geçen düşünceleri, arada tekrar durdurabiliriz , ancak onları durdurmada süreklilik kazanmamız bizi oldukça zorlayacaktır.

 
Kendini gözlem anında fark ettiğimiz bir diğer husus da; kendimizi gözlemlemeye başlar başlamaz içimizdeki bir şeyin hayal kurmaya, imajlar üretmeye başladığını ve hayallerimizle sürekli bir savaş içinde olduğumuzu görmemizdir. Bu çalışmayı sürdürebilmek için müthiş bir çaba içerisine gireriz. Artık zihnimizde oluşan mekanik düşüncelerle ve imajlarla mücadele içerisine girmek zorunda kalırız.

 

KENDİNİ GÖZLEM DEĞİŞİME DOĞRU ATILAN İLK ADIMDIR

İnsanlık olarak fiziksel gelişimimiz üzerinde oldukça fazla duruyoruz. Fiziksel yapımızı inceliyoruz, genlerimizi inceliyoruz ancak kendi varlığımız üzerinde çalışmaktan kaçınıyoruz.

Zira aktardığımız gibi kendi varlığının bilgisine ulaşmak kişi için kolay olmamaktadır. Asl’a ulaşmak varlık için zor olanla karşılaşmak demektir. Bu çaba zor olduğu kadar da insanı motive edici bir çalışmadır. İnsanın kendi varlığı hakkında bilgi edinmekten daha zevkli, onu motive edici bir durum olmasa gerektir.

Kendini bilme, kendini tanıma yolunun ilk basamağı olan kendini gözlem bizlere yeni ufuklar açmaktadır. Yeni değişimleri, yeni yeni çağrışımları ve insanın yaşamını zenginleştirici unsurları da beraberinde getirmektedir. Örneğin içsel sesimizin ve vicdanımızın sesiyle birlikte hareket edebilmek gibi, ki bu durum bize varlık olarak hedefini tayin ettiğimiz unsurları, yaşam vazifemizi yerine getirmemizde yardımcı olacaktır. Yaşam yolu açık bir yoldur ve umudumuz hedefe doğru ilerleyebilmektir.