Yalan

Yalan

Dördüncü Yol, GurdjieffOuspensky Okulundan-

Bir adama evrende 300,000,000,000 yıldız olduğunu söyleyin, size inanacaktır. Ona bankın yeni boyandığını söyleyin, emin olmak için banka dokunma ihtiyacını duyacaktır.

Yalan kavramının Gurdjieff’in Çalışmasındaki anlamı, alışılmış olarak kullandığımızdan biraz farklı, büyük ihtimalle biraz daha süptildir. Bunun, normalde yalan olarak kabul ettiğimiz şeylerden daha az zarar verici olduğunu düşünebiliriz, oysa ki gerçekte kişiye daha çok zarar verir; kişi bunu yok etmeye uğraşmazsa, kendi üzerindeki çalışmasında fazla ileri gidemez.

Yalan alışılagelmiş anlamında, suç ve gizleme duygusu ile beraberdir. Kişi doğru olmayan bir şeyi söylerken yanlış yaptığını bilir. Çalışma’daki anlamında ise, kibir duygusu ile bağlantılıdır, kişinin bunun bir zararı olmadığına inanması daha kolaydır.

Yalan demekle, Çalışma’da, kişinin bilmediği şeyler hakkında bilgisi varmışçasına konuşmasını kastediyorum. Yalan aynı zamanda, kibir ve kanıt ile de alakalıdır. Yalan hatalı kişilikten doğar ve yalan söyledikçe hatalı kişilik perçinleşir. Yalan söylememek küçük düşmeyi göze almaktır, kişinin her şeyi bilmediğini kabul etmesi ve böylece doğrusunu öğrenmeye başlamak için kendisine yol açması demektir.

Örneğin, Japonca öğrenmekte olduğum sıralarda, Çince çalışmış bir arkadaşımla konuşuyordum. Bana, Japonya’yı ziyaret ettiği zaman Çince bilmenin faydasını gördüğünü söyledi. Örnek olarak da, Tokyo’da iken Kyoto’ya gidecek doğru treni tahmin edebildiğini, Kyoto’ nun harflerinden birinin “başkent” anlamına gelen Pekin ile aynı olduğunu, Kyoto’nun da eski Japon başkenti olduğunu söyledi. Ben hemen üstün pozisyona sıçradım: “Bak, ben bu harfleri çalıştım, Tokyo ve Kyoto’nun harfleri aynı, farkı anlayamazsın.” dedim; içimden de “Ne kadar akılsızsın, oysa ben ne kadar zekiyim.” diye geçirdim. Hatalı kişilik, yerini almak için bu fırsattan istifade etmiş oldu. Sonradan araştırdığımda, hatalı olduğumu, Tokyo ile Kyoto’nun sadece bir harflerinin aynı olduğunu gördüm. Hatalı kişilik, hatalı olduğunu kabullenmekten ve karşısındaki insandan özür dilemekten nefret eder. (Özür dilemek, bence, gönüllü ıstırabın bir örneğidir.)

Diğer bir örnekte ise, birinin, diğerine şöyle sorduğunu işittim: “Günah çıkarırken Katolik papaz ‘Günahlarınızı affediyorum’ mu der?” “Hayır, papaz ‘Git ve on kere Selam Meryem ve on kere Babamız dualarını oku, günahların affedilecektir.’ der.” Cevaptaki kesinliğe bakarak, bunun bir yalan olup olmadığını merak ettim. Yalan olduğunu söyleyemem. Soru soran açısından, bunun bir kanıt arama olmadığı da söylenebilir. Soru, entelektüel merkezin mekanik kısmından çıkmış olabilir. Lüzumsuz konuşma da olabilir. Şayet kişinin gerçekten öğrenmek istediği bir husus olsaydı, bunun en iyi yolu günah çıkartmaya giderek, papazı dinlemek ya da bir papaz bularak günah çıkarma ve günahların affı konusunu onunla tartışmak olurdu.

Bir örnek daha. Bir kişi, Gurdjieff ve Ouspensky’nin çalışması hakkında soru sorarken, çalışmanın kanıtsız suçlamalar içerdiğini varsayıyor (bu varsayım, şayet doğru olup olmadığını görmediyseniz bir yalandır). Şöyle diyordu: “Hindistan’da bir mağarada yaşayan yüzlerce yıl yaşında yaşlı kadınlar olduğunu iddia ediyorlar, ben böyle şeylere inanamam…” Cevap: “O halde gidip mağaraya bakabilirsiniz, böylece gerçekten bu kadınların olup olmadığını görmüş olursunuz.” Bu kişiyi kanıtlama ilgilendirmiyordu, sağduyu böyle yaşlı kadınların var olamayacağını düşündürse bile bir bakıma yalan söylüyordu. Yalan söylüyordu, çünkü doğruyu biliyormuşcasına konuşuyordu, oysa ki bunun kanıtına sahip değildi. Burada, hatalı kişilik açıkça görülmektedir; aslında, söz konusu yaşlı kadınların var olup olmadıkları bu çalışmanın konusu değildir, ayrıca adı geçen kişinin yaşamı ve iyiliği üzerinde de hiçbir etkisi yoktur.

Geçenlerde, bir grup insanla beraberdim, içlerinde ana dili İngilizce olan bir tek bendim. Aralarından biri, İngilizlerin “cheese” kelimesini vedalaşırken “hoşçakal” anlamında kullandıklarında ısrar ediyordu. Bu ana dili İngilizce olan birisi için açıkça bir yalandı, “Ne dediğini bilmiyor.” diye düşündüm. Diğerleri açısından ise söylenenler hatalı kişilikleri için ilginç bir bilgi idi, sonradan arkadaşlarına aktarabileceklerdi. Kibirle zekalarını teşhir edeceklerdi. Ancak, bu vakada, söylenenler araştırıldı ve sonunda bu kişinin Almanların “Tschuess” sözcüğünü kastettiği anlaşıldı. Gerçekte tam olarak bilmediği bir şeyden, biliyormuşcasına söz ediyordu. Bu durum, kişinin kendisine yalan söylemesi, öyle olmadığı halde kendisini konunun ehli zannetmesidir. Bu davranış şeklinde, kişi kendisinin bildiğine inandığı için, kendi kendisini gerçekten bir şeyler bilen insanları dinlemekten alıkoyar.

Kendi kendine yalan söylemek yine de, diğer insanların da katıldığı yukarıdaki örneklerden biraz farklı olabilir. Kendine yalan söylemede, kişi, örneğin, her zaman geç kalırken, her zaman dakik olduğuna inanabilir. Tamponlar gerçeği görmesini engeller, örneğin kendi kendine, “Bu olay son derece istisnai. Ben, her zaman dakikimdir, bir kerelik gecikme mazur görülebilir. Hepsi, şunun bunun hatası, öyle olmasaydı böyle olmazdı.” diyebilir. Hatta zihninde dakik olduğu bir vaka yaratıp, her zaman onu öne sürebilir. Bu tarz yalanla başa çıkmak zordur. Kişi hatalarını görmek istemez (yine, kibir bizi hatasız olduğumuza inandırır). Kişi kendi kendisine yalan söylemekte ısrar ederse, kendi gerçek pozisyonunu göremeyecektir, ve eğer gerçek pozisyonunuzu göremezseniz, değişemezsiniz. Değişmez bir şekilde geç kalan kişi pek çok fırsatı kaçırabilir. Ancak kişi, geç kaldığını bile bilmeyerek, bir şeyleri değiştirmek için çaba gösteremez.

Kör olduğumuz şeyleri nasıl görebiliriz? Yalan söylemekten nasıl vazgeçebiliriz? Kendi kendimize yalan söylediğimiz durumlarda, diğer insanlara açılarak, hatalarımızı işaret etmelerine gereksinim duyabiliriz. Eğer arkadaşınızı bezdirdiyseniz—”Yine geç kaldın”, bahane bulma, tamponlama, ya da itiraz yerine, kişi kendi kendisine şunu sorabilir: “Haklı olabilir mi?” Mükemmel olamayacağımızı kabul etmeye razı olmalıyız. Benzer şekilde, başkalarına yalan söylerken, kişi bilmediğini kabul etmelidir. Bilmek için, kanıt’a sahip olmak gereklidir.

İnternetteki Gurdjieff sayfalarından 
Çeviren: Mehveş Çağlı