Şuur ve Fiziksel Evrenin İncelenmesi

Şuur ve Fiziksel Evrenin İncelenmesi

Keith Wakelam-

Konferansın ilk konuşmacısı Dr. ANATOLY AKIMOV idi. “Bilgisayarlar, Beyin ve Evren” başlıklı konuşma, bilgisayar mantığının hatta bulanık mantığın (fuzzy logic), insan zihni ve beyninin işleyişinden nasıl farklı olduğunu analiz ediyordu ve beklenmedik bir ruhsal derinlik içermekteydi. Zihnin nasıl çalıştığını ve bir olgular yumağından çıkarak nasıl bir karara vardığını açıklamak üzere anlam için evrensel bir güvenlik ağını çağırmak gereklidir ve bu bir bilgisayarın kapasitesinin çok ötesindedir. Bu, evrenin kendisinin, tıpkı insan zihinleri arasında meydana geldiği gibi, fikirlerin iletişimine izin veren süper fiziksel yetenekleri olan zeki bir varlık olarak düşünülmelidir demek gibidir. Zaman/mekana, elektromanyetik ve kütle çekimsel alanlara dair fiziksel kavramalarımızın ötesinde fiziksel olmayan ama yine de mekanımıza vuran bir Hayat Alanı gibi bir şey olmalıdır. Bu Hayat Alanı ve bizler arasında hiç şüphesiz bir bağlantı olmalıdır ve böylece gerçek olayları üretebilir. Ruslar, öyle görülüyor ki, Hayat Alanının nasıl işlediği konusunda fikir birliğine varmak ve gerçek dünyada bir dönüşüm yaratan Burulma Alanı fikri ile ortaya çıkmak için hem klasik hem de kuantum mekaniğini, sahte-bilim ve dinsel inançların her yönünü incelemişler. Bir elektrik yükünün hareketinin bir manyetik alanı, kütlenin varlığının kütle çekimini yaratması gibi, burulma alanı da bükülme, dönme yaratır. Bu dönüş, ışığınkini aşan hızlarda, zayıflama veya daralma olmadan, bilgiyi aktarabilir. Her öz, her atom ve her parçacık kendi burulma alanına sahiptir ve mekanın toplam kutuplaşmasına katkıda bulunur. Bilgiyi iletirken burulma alanının dönüş yeteneği, deneyimlediğimiz her tür DDA fenomeninin sebebi olabilir.

Burulma alanı fenomeni, bilimde kuantum çölü olarak bilinen o bölgede meydana gelir. İnanılmaz küçüklükteki elemental parçacıklarda ve Planck uzunluğu denen olası en kısa ölçü arasında, artık Rusların Burulma Alanı dediği şeyin işlediği gizemli, yaşanmaz bir ülke uzanmaktadır. Bu şekilde tüm maddeye nüfuz edebilecek kapasitededir. Aynı zamanda maddeden muazzam miktarda daha büyük frekanslarda da iş görebilir ancak ışıktan en azından on kat daha hızlı hareket etmesine karşın bu frekanslara denk gelen dalga uzunlukları duyulabilir bir ses veya radyo dalgalarınınki gibi olabilir, böylece rezonansın meydana gelmesine imkan tanır. Ruslar şimdi bir Burulma Alanı Bilgisayarından söz etmekteler; hayal edilemez bilokasyon kapasitesiyle bu rezonansı kullanan veya doğadaki rolümüzü açıklayabilen veya kendimizi nasıl iyileştireceğimiz ve küresel sorunları nasıl çözeceğimiz konusunda bize yardımcı olan bir bilgisayar. Öyle görünüyor ki beyinlerimiz bir burulma alanı üretme gücüne sahip olmalıdır, böylece radyestezi, telepati veya şifa gibi DDA yeteneklerimizi açıklayabiliriz. Beyin bir dönüş kabul etme sistemi olabilir; burulma tesirleriyle ortak yüzey oluşturmak için bir elektro-kimyasal cevap yaratmaktadır. Bu da zihin/beyin ilişkilerine dair Kartezyenci ikilemi çözümler.

Dr. GENNADY SHIPHOV, “Fiziksel Vakum Paradigması ve Süper-Şuur Sorunu” başlıklı konuşmasıyla burulma alanı fikrini geliştirmeye devam etti. Einstein’ın genel görecelik teorisinde, eğrilmiş uzayın, kütle çekimsel cazibeye benzeyen patikalar yarattığı konusunda bir fikir sahibi olabiliriz. Dolayısıyla bu, bir vakum halinde eğrilmiş olmalıdır. Bir boşluktur ama olasılıklarla doludur. Dirac’ın teorisine göre, potansiyel negatif enerjiden gerçekliğe yükselmelerine yetecek radyasyon enerjisi olsa, parçacık ve anti-parçacık çiftleri üretebilirdi. Karadeliklerin yakınlarındaki yoğun eğrilmeler de hiç yoktan parçacık çiftleri üretebilirler. Bu durum kuantum teorisinin görecelik ile bir birleşik alan teorisine dahil edilmesini gerekli kılmıştır. Fiziksel parçacıkların realitesinin altında da seviyelerin olabileceği kabul edilmelidir; potansiyel durumlar bölgesi, sonra vakum enerjisi ve altında enerji değil sadece enformasyon içeren burulma alanları, en sonunda da asli şuur alanı olabilecek gerçek bir hiçbir şey boşluğu. Enformasyon yukarı doğru filtreden geçebilir, ilk olarak burulma alanlarına tesir eder, sonra vakum enerjisine, sonra potansiyel hallere ve en sonunda da parçacıkların dönüşüne.

Schrödinger’in belirli bir noktada parçacıklar bulma olasılığını belirlemede kullanılan dalga mekaniği denklemi, çok küçük mesafelerde ve çok kısa zaman aralıklarında şansın müdahalesine izin verir. Burulma Alanı böylesi sınırlamalarda çok iyi iş görür, öyle ki etkisi fiziksel anlamda gözlenmeyebilir. Mevcudiyeti ancak DDA deneylerindeki gibi tesadüf beklentisi kurallarının bir ihlali ile kaydedilebilir.

Böyle ek, fizik-altı seviyelerin mevcudiyeti, dört boyutlu zaman/mekan hakkındaki fikirlerimizde bir değişikliği talep etmektedir. Bu yapıyı açıklamak için artık belki de on boyuta ihtiyacımız vardır. Bu da bizim dört boyutumuzun ardışık altı açı boyunca dönmesi, en küçük boydaki burulma alanını üretmek üzere mekanı bükmesi anlamına gelir. Mikrokozmosun bu gibi boyutlarında geçmiş ve gelecek incelemeye açık olabilir ve gezegenlerin kaderleri izah edilebilir.

Çok küçük burulma alanlarının mevcudiyetini sınamak için kütle çekimsel cazibeyi inkar etmek şarttır. Böylece 11Ghz (Giga hertzlik) bir frekans ve 3x 105V’luk bir statik elektrik potansiyeli kullanan ve Uzay Laboratuvarındaki deneyler için kısa bir süre sonra yörüngeye oturtulacak olan bir Burulma Alan Jeneratörü içeren bir deney hazırlandı. Bu jeneratörün 10 metreye kadar uzaklıklarda belirli rastgele süreçleri etkileyeceği umulmaktadır. Ayrıca kimyasal tepkimeleri ve kütle çekimsel alanları değiştirmesi de mümkündür.

ALEX MUSKOVSKY, kısa bir konuşma ile paranormal, telekinetik ve önceden bilme olaylarını tarif etti. Önceden bilme söz konusu olduğunda, geleceğin bilgisi, şu an üstünde bir tesir yapmaktadır. O zaman “Var olmayan bir şey nasıl böyle sonuçlar üretebilir?” tartışması ortaya çıkmaktadır. Muskovsky, evreni iradeye bağlı bir senaryolar çokluğu olarak tarif etmeye devam etti. Olası senaryolar arasındaki hareket, bir şuur hareketi ile ilişkilidir. Bu temelden yola çıkan kişi, kaderinin değişebileceği geçmişine geriye dönük ziyaretler yapabileceğini gözünde canlandırabilir. “Geleceğe Dönüş” filminden esintiler, bilim gerçek haline gelen bilim kurgu.

Daha sonra VLADIMIR BINGI “suyun hafızası”nı anlattı. Aktif maddenin bir atomu bile kalmayıncaya kadar su katılan homeopatik ilaçların hastalar üzerinde herhangi bir etki yapmasının hep imkansız olduğu düşünülmüştür. Paris’te Dr. Jacques Benveniste bu sorun üzerinde çalıştı ve kurumlaşmış bilim tarafından ilk başta küçümsenen “suyun hafızası” fikri ile ortaya çıktı. Şimdi ise sadece biyolojik sistemleri değil suyu da, değişken frekanslardaki zayıf manyetik güçlere benzer bir biçimde etkileyebilen bir burulma alanının etkisi ile bir bağlantı kurulabilir. Ölçülmesi çok güç değişiklikler olmasına karşın, yarı-kalıcıdırlar ve bazı bakımlardan düşük ısılarda sıvıların yüzey gerilimlerinde bir azalma ile ilgili olan süper akışkanlık ile benzerdir. Eriyiğin önceki nitelikleri, suyun dönüş halini etkiler gibidir ve bu fenomen başka hiçbir sıvı ile meydana gelmemektedir.

DR. EVGENY BONDARENKO ise psi etkileşimlerini sınamak için geliştirilmiş özel ölçüm aygıtlarından ve bunların, kısa dalga frekanslarında beynin nasıl ultra-kısa impulslar yaydığı hakkında bilgi verdiklerinden söz etti. Bu durum, moleküler yönlenimdeki değişiklikler tarafından nöronlar içinde üretilen gürültünün bir karakteristiğidir ve “sağak veya sağa doğru dönüşün” süper karbon molekülleri ile de bağlantılıdır. Bu süper moleküller bir biçimde aktarıcılar olarak iş görür ve psikogalvanik tepki olarak da bilinen elektrik dirençlerindeki titreşimler sayesinde enformasyonu aktarırlar.

Bu aktarıcı mekanizmayı taklit etmek üzere, çözünmüş gazlar ve çeşitli eriyikler ile su kullanılmıştır. İki saatlik bir ısıtma devri sırasında belirli bir noktada zihinsel uyarımlara bir tepki elde edilebilmiştir. Su/tuz eriyiğinde 20°C civarında bir tepki oluşmuştur. Bu, çoğu biyolojik sistemin ısı duyarlılığına uygundur ve çoğu DDA saptayıcılarında şaşırtıcı biçimde göz ardı edilmiş bir noktadır. Son depremlerde, enkaz altında gömülü kalan ancak yaşayan kişileri saptamak için pratik aygıtlar geliştirilmiştir. Bu yolla 39 kişi kurtarılmıştır.

Daha sonra ANATOLY AKIMOV yapılar ile ilişkilendirilen DDA potansiyelinden söz etti. Çok ilginç bir biçimde vakum enerjisi, tıpkı statik elektrik yüküne benzer bir tarzda, kapalı bir koninin tepe ucunun etrafında yerleşir gibi görünmektedir. Kristalimsi yapılarda olduğu gibi, kristal ızgara Burulma Alanı etkileri için bir rezonatör gibi davranabilmektedir. Hayat Alanının vurgulanması, minimum 20 cm’lik belirli bir uzunluğu aşan bir boyut ile artmaktadır. Doğru ölçümlendirilmiş kristal taştan inşa edilmiş piramit yapılar içindeki insanlar, burulma alanının artmasından kaynaklanan kan, lenf ve hücre sıvılarında değişmeler deneyimleyebilirler. Bu gibi etkiler, uzun vadede hasar verici olabilirler. Las Vegas’ta inşa edilen, Luxor Piramidi biçimindeki kumarhanede uzun vadeli sağlık istatistikleri ile ilgili bir tarama başlatmak gerektiği ortaya çıkıyor. Her durumda, başarılı bir Burulma Alan Jeneratörü piramitolojiye denk gelen belirli topolojik unsurları ortaya çıkarmaktadır.

İngiltere’den ve Rusya’dan daha birçok konuşmacı, gözlemcilerin bir enformasyon aşırı yüklemesinden mustarip olması gibi, DDA çalışmalarının daha bilinen yönleri ile ilgili konuşmalar yaptılar. Yukarıda özetlenen bilgiler sadece daha önce batılı bilimciler tarafından bilinmeyen ve artık hevesli bir incelemeye konu olacak bilgilerdir. Konferans çok başarılı olarak değerlendirildi ve Ruslar beklenenden daha çok bilgi verdiler; bunun için onlara minnettarız.